İnsanlar bişeyleri başardıklarını sandıkları anlara en çaresiz oldukları anlar çarpılırsa, hayatlarındaki en büyük çokluğa ulaştıklarını göreceğimizi düşünüyorum. Çünkü başarı, boşlugu getiriyor hayatlarımıza, amaçlanandan sonrasını hiç düşünmediğimizden beslenen bir gerçek. Sonrada hayat hakikaten çok zor diyoruz. Hakettiklerimiz sadece insanların bize verdikleri değildir, varoluşumuzdan dolayı doğan haklarımızdır ve bunlar için savaşmalıyız. Bu haklarımız hakkında sonra yazıcam.
Hiçkimse bize beslenmemizi, eğlenmemizi, uyumamızı, yürümemizi, koşmamazı söyleyemez. Söyleyenlerse bunu bir disiplin getirme çabası olduğunu soylerler. İçimizden gelen şeyler için suçlanmamalıyız. Kimsenin disipline ihtiyacı yok, özelliklede dışarıdan gelen bir etkiyle gelecek disipline. Her insanda bir otokontrol sistemi vardır ve bunlar bize nasıl yaşamamız gerektiği konusunda ipuçları verir. Bazılarımız travmatik olayları pozitif etkilere cevirirken, bazılarımız o travmayla boğuşmakta, boğuşanların çoğuda disiplin verilen insanlar, çünkü o travma anında içinden gelene karşı koyarak, disiplin getiricilerin düşüncelerine izin veriyorlar, şu anda bunu yapmalıyım, şunu yapmalıyım gibi düşüncelere dalıyorlar.
Örneğin; ölüme verdiğimiz tepkiler, bazılarımız ağlar bazılarımız metanetini korur, bazılarımız kendini kaybeder. Sonuçta verdiğimiz tepkiler hiçbirşeyi değiştirmez. Ağlayanlar, digerleri neden ağlamıyor diye düşünür, soğukkanlılar , neden ağlıyorlarki diye düşünür, kendini kaybedenler zaten kendilerini kaybetmişlerdir hiçbişey düşünemezler. İşte bu en çaresiz anlarda bile diğer insanların farklı tepkilerine yorumlarda bulunabiliyoruz. Bunun sebebi yine öğrendiklerimiz; ölümde ağlanır, doğum gününde salak gibi eğlenilir, iş yapılırken ciddileşilir falan filan... Halbuki insanları düşünmeden kendi içimizde yaşadıklarımız yansıtsak, anın hakkını daha çok vereceğiz.

Günümüzde en büyük amaç para ve söhret. Bunu elde edenlerinde nasıl bir boşlukta oldugunu görebiliyoruz. Hayat koçlarına verilen paralar, daha sağlıklı olmak için uğraşılar, daha güzel olmak için uğraşılar, salak salak sporlar, nasıl olsa param var diyip gereksiz harcamalar. Ayrıca hayat koçluğu nedir? Yahu bir insan bu kadar salak olmayı nasıl başarabiliyor? Ben yaşayamıyorum arkadaş gelde bana bikaç bişey öğret.. Bu mudur? İçimizden geldiği gibi davranmaktan neden bu kadar korkuyoruz? Kendilerini disiplin koyucuya o kadar alıştırmış ki insanlar gereksiz yerlerde bile buna ihtiyaç duyuyorlar. Hayatlarına karışmasına izin veriyorlar, kendi duygularını dizginlemek için herseyi yapıyorlar, sonrada mutluluk belkiyorlar. Mutluluk içinizdeki insandadır! Onun ihtiyaçlarına karşılık verin, ağlamak istiyorsan ağla, gülmek istiyorsan gül, bu kadar basit. Hayatta herşey basit ama zorlaştırmak daha kolay. Uf metafor oldu cümle. Zenginlere şunu söylemek istiyorum, en iyi hayat koçu uyuşturucudur, nasıl davranmanız gerektiğini soylemez, bastırılmış duygularınızı ortaya çıkarır, daha mutlu eder. Tabi bokunu çıkarmamak şartıyla yapmak lazım. Bir anda bende disiplin koyucu oldum :). Aman banane ya bokunu cıkarın sanki tohumunuza para saydım, parada benden çıkmıyor. Uyuşturucu kafasından uyanınca, ben ne yaptım pişmanlığı vardır. İşte tam orda insan doğasının, gerçek dünyada yaşamak istemediğini görüyorum. Çünkü içinden geldiği gibi yaşadığı zaman dışlandığı bir düzen var ortada ve içimizdeki insan bu dünyadan nefret ediyor, mutsuzluğumuzun sebebide bu zaten.
Tabiki içinizden geldiği gibi yaşayabiliyorsanız, uyuşturucuya gerek yoktur!
Hiçkimse bize beslenmemizi, eğlenmemizi, uyumamızı, yürümemizi, koşmamazı söyleyemez. Söyleyenlerse bunu bir disiplin getirme çabası olduğunu soylerler. İçimizden gelen şeyler için suçlanmamalıyız. Kimsenin disipline ihtiyacı yok, özelliklede dışarıdan gelen bir etkiyle gelecek disipline. Her insanda bir otokontrol sistemi vardır ve bunlar bize nasıl yaşamamız gerektiği konusunda ipuçları verir. Bazılarımız travmatik olayları pozitif etkilere cevirirken, bazılarımız o travmayla boğuşmakta, boğuşanların çoğuda disiplin verilen insanlar, çünkü o travma anında içinden gelene karşı koyarak, disiplin getiricilerin düşüncelerine izin veriyorlar, şu anda bunu yapmalıyım, şunu yapmalıyım gibi düşüncelere dalıyorlar.
Örneğin; ölüme verdiğimiz tepkiler, bazılarımız ağlar bazılarımız metanetini korur, bazılarımız kendini kaybeder. Sonuçta verdiğimiz tepkiler hiçbirşeyi değiştirmez. Ağlayanlar, digerleri neden ağlamıyor diye düşünür, soğukkanlılar , neden ağlıyorlarki diye düşünür, kendini kaybedenler zaten kendilerini kaybetmişlerdir hiçbişey düşünemezler. İşte bu en çaresiz anlarda bile diğer insanların farklı tepkilerine yorumlarda bulunabiliyoruz. Bunun sebebi yine öğrendiklerimiz; ölümde ağlanır, doğum gününde salak gibi eğlenilir, iş yapılırken ciddileşilir falan filan... Halbuki insanları düşünmeden kendi içimizde yaşadıklarımız yansıtsak, anın hakkını daha çok vereceğiz.

Günümüzde en büyük amaç para ve söhret. Bunu elde edenlerinde nasıl bir boşlukta oldugunu görebiliyoruz. Hayat koçlarına verilen paralar, daha sağlıklı olmak için uğraşılar, daha güzel olmak için uğraşılar, salak salak sporlar, nasıl olsa param var diyip gereksiz harcamalar. Ayrıca hayat koçluğu nedir? Yahu bir insan bu kadar salak olmayı nasıl başarabiliyor? Ben yaşayamıyorum arkadaş gelde bana bikaç bişey öğret.. Bu mudur? İçimizden geldiği gibi davranmaktan neden bu kadar korkuyoruz? Kendilerini disiplin koyucuya o kadar alıştırmış ki insanlar gereksiz yerlerde bile buna ihtiyaç duyuyorlar. Hayatlarına karışmasına izin veriyorlar, kendi duygularını dizginlemek için herseyi yapıyorlar, sonrada mutluluk belkiyorlar. Mutluluk içinizdeki insandadır! Onun ihtiyaçlarına karşılık verin, ağlamak istiyorsan ağla, gülmek istiyorsan gül, bu kadar basit. Hayatta herşey basit ama zorlaştırmak daha kolay. Uf metafor oldu cümle. Zenginlere şunu söylemek istiyorum, en iyi hayat koçu uyuşturucudur, nasıl davranmanız gerektiğini soylemez, bastırılmış duygularınızı ortaya çıkarır, daha mutlu eder. Tabi bokunu çıkarmamak şartıyla yapmak lazım. Bir anda bende disiplin koyucu oldum :). Aman banane ya bokunu cıkarın sanki tohumunuza para saydım, parada benden çıkmıyor. Uyuşturucu kafasından uyanınca, ben ne yaptım pişmanlığı vardır. İşte tam orda insan doğasının, gerçek dünyada yaşamak istemediğini görüyorum. Çünkü içinden geldiği gibi yaşadığı zaman dışlandığı bir düzen var ortada ve içimizdeki insan bu dünyadan nefret ediyor, mutsuzluğumuzun sebebide bu zaten.
Tabiki içinizden geldiği gibi yaşayabiliyorsanız, uyuşturucuya gerek yoktur!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder